Gymy Kids Söyleşileri – Feray Karapınar Röportajı

Sevgili Feray, sana en başından sormak istiyorum, herşey nasıl başladı?

Televizyon izlerken başladı. Televizyonda ‘Tohum Çeşitleri kayboluyor’ diyen bir program

izledim. Gerçi daha önce kendim ufak ufak bahçe yapıyordum, sarımsak falan yetiştiriyordum Izmir’de ama tekstilciyim nihayetinde. Izmir Karaot köyüne taşındık. Köydeki en kafa adamlara tohumu ve tohum etrafındaki tüm hikayeyi tek tek anlattım ve biz bu Tohum derneğini kurduk. Türkiye’de ilk kurulan tohum derneğiyiz. Biz evdeki kadınlarla konuşmya başladık çünkü tohum işi kadınlarda. 2 bin köy gezdik, belki 5 erkek ile konuştuk, onların da eşleri ölmüştür. Tohumu korumak, saklamak, ertesi sene çimlendirmek işi kadında. Biz bunu farkettiğimizde köyümüzdeki kadınlarla çalışmaya başladık.

 

Peki Tohum derneği neden kurulur?

Tohumları koruyabiliyorsak, çoğaltabiliyorsak ve tehlike yoksa kurulmaz öncelikle. Lezzet derneği, yerel kültür derneği kurarsın, devam ediyordur, gıda güvenliğin tehlikede değildir, sen lezzetini kültürünü korumak adına bir şey kurarsın. Bizde tehlikede olan tohumlar. Tohum derneği neden kurulur? Geleneksel üretim biçimlerinden biri olan tohum, geleneksel tarım, buna bağlı olarak yeme içme kültürü, sosyolojik ilişkiler hatta hatta coğrafi sınırlara kadar giden bir konumuz tehlike altında. Bu şey değil ama ‘Ah eski bardaklar nerde’ meselesi değil. Sen hızlı yemek tüketen biri oldun, daha az evde zaman geçirir oldun, daha çok dışarıda zaman geçirince dışarının gelişmesine sebep olduk. Evde yemek yapmamanın sonucunun bu kadar ileri gidebileceğini kimse tahmin etmedi ama geldiğimiz nokta bu. Ev neredeyse uğranıp ayrılınan akaryakıt istasyonu gibi kullanılıyor artık.

Peki yerli tohum nasıl tehdit altında? Bizim eskiden tohumlarımız vardı ve ne oldu?

Şöyle oldu, eskiden bütün dünya ürettiği ürünün üzerinden domatesse domatesten, biber ise biberden, onu kurutur, bir sonraki yıl ekeceği yılın tohumunu bu yıldan ayırırdı. Bu üretim biçimi de dünyaya yetiyordu. Böcek öldürücüler ve suni gübreler ikinci dünya savaşı sonrası elde kalan kimyasalları kullanma alanlarımız oldu. Tohum çalışmaları da başladı. Kendini koruması için çeşitli dirençler eklenmesinden tut, genetic müdahaleye giden, dışarıdan bir şey eklenmesine giden bir GDO yolculuğuna çıktı. Üreticiye yüksek verimli tohum ve ilaç uzunca bir süre ücretsiz sağlandı. Eldeki yerel çeşitlerden de vazgeçildi.

Biz bunları bilmeden, öğrenmeden bir tehlike var diye kurulduk ama yolda herşeyi öğrendikçe daha da acı veriyor.

Mesela biz veya çocuğumuz bu gayrete girmeyip merak etmesek ne olur?

Dünya Sağlık Örgütü her sene ‘bir elmayı sunduğun zaman içerisindeki tarım kalıntıları binde 0.07 den fazla olmamalı’ diyor. Yani belli bir miktar zehri almamız zaten meşru.

Peki dışarda yemeğe gittik?

Yiyeceksin, hiç kaçarı yok, o gün pis beslendim diyeceksin, geçip gidecek. Kaçamazsın. Yok kaçarın. Biz yemekte mevye tabağına elimizi sürdük mü? Sürmedik. Onda kullanılan ilaç miktarından çok çok eminiz. Biz köşe yaşarı değiliz eleştirmen değiliz. 15 senedir köylerde ve köylülerleyiz, o yüzden mevsiminde tüketmek çok mühim.

Peki biz nereden alalım?

Bizim aldığımız yerlerden alacaksınız. Fakat burada tüketicinin tercihleri ile ilgili bir durum var. Tüketici hem istediği zaman istediği şeyi yemek istiyor, hem de zehir almamak istiyor. Bu pek mümkün değil. Biz mesela yemiyoruz kışın domates salatalık. Şöyle ağların kurulması lazım: 50 okul annesi olabilir, 50 spor hocası olabilir, 50 beyaz yakalı olabilir, 50 ağır sanayi işçisi olabilir. Sonra senin karşına gelip diyecek ki biz 50 aile senden ürün almayı taahüt ediyoruz. Biz de buna göre ekip biçeceğiz. Normal sebze meyvadan %25 daha pahalı olacak ama buna kafa yormuş bir ailenin, ne zehir yediğini bilen bir ailenin zaten vermeye razı olacağı bir miktardır.

Mevsiminde beslenmek kullanılan ilaçların dozunu azaltıyor mu?

E tabii, mevsimi dışı bir şeye zorlanmadıkları için direnç göstermiyor. Zaten yazın yetişiyor ya domates, ekstra bir dayatma yapmana gerek yok: güneş, hava gerekli.

Neyin mevsimi ne zamandırı da bilmiyoruz?

Bölgesel olarak bakmak lazım. Ülkemiz büyük, sağlıklı, berekli olduğu için, domates bir başlıyor Antalya,da ta Çanakkale ye kadar gidiyor. O yüzden ay ay değil, yaz-kış diye ayırmak lazım. Lahana kış, Domates yaz şeklinde.

Şehirli bir anne ne yapmalı?

Öncelikle çocuğuna göstermek için balkon saksı bahçe yapmalı, çocuklar görmeli.

Bahçesi olan kişilerin de tarıma geçmeli. Ayrıca az evvel söylediğimiz gibi birleşmeli.

‘Ya ben domates yerdim 12 ay ama şimdi bunları okuyunca neresinden başlasam?’ diyen bir kişinin yapabileceği nedir?

Satanla değil üretici ile ilişki kurmak şart. Instagramın güzel fotoğrafları ile de konuştuğunuz kişi genelde ve aslında üretici değil, satıcı.

50 aile birleşin ve üretici ile konuşun. Üretici hali ile sadece alıcısı olacağını bildiği bir üretim için çalışmaya razı gelecektir.

Çocuklar için Ekoloji atölyeleriniz sürecek mi?

Çok sevdiğimiz, önemsediğimiz ve önceliklendirdiğimiz bu alanda çalışmaya devam edeceğiz.

Son olarak Gymy Kids anne ve babalarına söylemek istediklerinizi sormak istiyoruz.

Çocuklarımızın hareketli olması, spor yapması ve sağlıklı olması ile beslenmeleri çok yakın konular. Yerel tohum ve ilaçsız tarım esası ile üretilmiş ürünler ile çocuklarımızı beslemek ise bir hayal veya ulaşılmaz bir fantezi değil. Beraberce başarabiliriz. Hepinizi yürekten davet ettiğimiz Yenipazar, Aydın’dan selamlar ve sevgiler.

No Comments

Post A Comment